14 Mayıs 2012 Pazartesi

Gün 45: Havada Aşk Kokusu Var


Uzun zamandır hissetmediğim bir duygu bu. Kalbim pır pır, içimde sürekli bir sevinç, bir heyecan. Her şarkı anlamlı geliyor, kendimi buluyorum. Ne zamandır kapatmışım kendimi bu duygulara. Zayıflayınca, hayatımı biraz düzene sokunca bir de tabi bahar gelince aşk geldi beni buldu.

Karşı tarafın henüz bundan haberi yok. Maalesef ben de klasik bir Türk kızıyım, ölürüm de ilk adımı atamam. Henüz kimseye de anlatmadım. Onun bu blogtan haberi olmadığı için de rahat rahat yazıyorum. Sürekli görüştüğüm birisi değil ama uzun zamandır tanıyorum. Geçenlerde tesadüfen bir yerde karşılaşıp kısaca konuştuk. Arada da sosyla medyadan yazışıyoruz. Ondan da pozitif duygular alıyorum ama henüz bir adım atılmış değil. Off ne zormuş beklemek. 

13 Mayıs 2012 Pazar

Gün 44: Anneler Günü

En başta kendi annemin, bana annelik de yapan rahmetli anneannemin, anne olan sevgili arkadaşlarımın, kuzenlerimin, hem annelik hem babalık yapan annelerin, hem annelik hem babalık yapan babaların, kendi doğurmadığı çocuklara kendi doğurmuşçasına annelik yapanların, sevdiğim tüm insanları hayata getiren annelerin anneler günü kutlu olsun. 
Mustafa Balbay bugün köşesinde “Yeryüzünün neresinde bir kişi sevinçten uçuyorsa, bir anne de sevince boğulmuş demektir. Yeryüzünün neresinde bir kişi ağlıyorsa, bir de anne ağlıyordur.” yazmış. Ne kadar doğru. 

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Gün 43: Derbi Sessizliği


Bugün derbiden yararlanarak boş sokaklarda dolaştım. Şehir terk edilmiş gibiydi, sokaklar bomboştu. Evlerden ya da kafelerden maç seyreden insanların sesleri geliyordu. Kendimi tek başıma ve yalnız hissettim. Mecazi anlamda da. Bugün Can Dündar’ın konu hakkındaki yazısını okumuştum. Futbola bu kadar düşkün bir ülkede futbolla hiçbir şekilde ilgilenmemek insanı yalnız bırakıyor gerçekten. Futbol, spordan çok iddia, körü körüne takımını desteklemek, sadece kazanma hırsı gibi geliyor bana. O yüzden de hiç ilgimi çekmiyor. Bazen kıskanıyorum takımına tutkuyla bağlı olanları, birliktelik ve cemaat havasını seviyorum ama için dahil olmam mümkün değil. 

11 Mayıs 2012 Cuma

Gün 42: Bir Başarı Hikâyesi: Jennifer Nicole Lee


Ünlü bir fitness modeli olan Jennifer Nicole Lee’nin zayıflama hikâyesi herkese ilham verecek türden. Bu konudaki deneyimlerini paylaşmak için bir kitap da yazmış.
                         
Hayatındaki sıkıntılardan yiyerek uzaklaşma yolunu seçen Lee’nin yaklaşık 36 kilo fazlası varmış ve hepsini vermiş. Lee’nin başarı hikâyesinin anahtarları şunlar:

  • Hedefinize odaklanın.
  • Sağlıklı olun, incecik değil.
  • Duruşunuzu ve yürüyüşünüzü değiştirin. 

10 Mayıs 2012 Perşembe

Gün 41: Menopoz mu?


Dün yaşadığım ve beni çok sinirlendiren hadiseyi dün yazmadım ki üzerinden biraz zaman geçsin, sinirlerim yatışsın, ama ne mümkün. Hala hatırladıkça sinirden deliriyorum. Dün anlattığım gibi test sonuçlarımı aldım. Almadan önce biraz kafam dağılsın diye dolaşıyordum. Hani streslisinizdir de güzel bir şey olsa diye beklersiniz, biraz moral olsun. Tam da öyle bir ruh hali içinde, bana her zaman iyi gelen Body Shop’a girdim. Diyet nedeniyle yüzümde normalin üzerinde bir kuruma var, özellikle alın kısmında. Ürünlere bakarken yeni bir seri gördüm, yağ oranını arttıran, nemlendiren bir serumu da biraz elime sıkıp alnımda denedim.

O sırada genç bir görevli geldi yanıma, sorunumu anlattım, o serumun uygun olup olmayacağını sordum. Cevap şu şekilde başladı: “Menopoz dönemlerinde…” gerisini dinlemedim bile. “Pardon ama ben daha kaç yaşındayım biliyor musunuz, ne menopozundan bahsediyorsunuz siz” dedim bir hışım. Tamam, kilo sebebiyle birkaç yaş büyük gösteriyor olabilirim ama taş çatlasa 35-36. kendimi hakarete uğramış ve bu kadar özel bir konunun alenen dile getirilmesinden de çok rahatsız olmuştum. Çocuk sonra devam etti, yok ben bu ürünün menopoz için uygun olduğunu söyleyecektim siz yanlış anladınız diye ama iş işten geçmişti. Niye öyle söylüyorsun o zaman kardeşim. Alı al moru mor çıktım mağazadan, tam da aradığım morali buldum(!) Niye bu tür saçma şeyler benim başıma geliyor derken gidip tahlil sonuçlarını aldım ve moralim düzeldi. Ama hatırladıkça kan beynime sıçrıyor. 

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Gün 40: 40 Günün Sonunda Kan Testi Sonuçları


Dukan’da 40 günü tamamladım. Kan değerlerimin nasıl etkilendiğini görmek için bu sabah kan verdim, öğleden sonra da sonuçları aldım. Yoğun protein tükettiğimden ve neredeyse günde iki yumurta yediğimden biraz endişeliydim doğrusu. Zayıflıyordum ama bakalım sağlığım nasıl etkileniyordu? Dukan’ın risklerinin farkındayım, önlem olarak da bol su içip proteinleri en yağsızından seçiyorum.

Test sonuçlarını almaya korka korka gittim. Şirketten sağlık sigortam varken yılda bir kez sağlık taramasından geçiyorduk ve maalesef her seferinde benim değerlerim normalin üzerinde çıkıyordu. Bu sefer öyle olmadı: Kolesterol, trigliserid, ürik asit değerlerim hiç olmadığı kadar düşük çıktı. Son 40 günde sadece zayıflamakla kalmamış sağlığımı da yoluna sokmuştum.

Bir ay sonra da insülin ölçtürüp hipoglisemi konusunda yol almış mıyım ona bakmak istiyorum. Zayıflamak da çok mutluluk verici ancak sağlık elbette daha önemli. 

8 Mayıs 2012 Salı

Gün 39: Madem Evlisin…


2,5 yıl çalıştığım ve yakınlarda kapanan şirketimde iki yıl önce bir hizmet almak için bazı firmalarla görüşüyorduk. Görüşmeler sonucunda firma sayısını ikiye indirdik, birisine karar verecektik. İlk görüşmelerde çok yoğundum, sanıyorum o yüzden dikkat etmemişim ama sonradan firmalardan birinin genel müdürünün çok hoş ve çekici olduğunu fark ettim. Görüşmeler ilerledikçe adamın zekâsı, esprileri ve nazikliği çok hoşuma gitmeye başladı, ancak birlikte iş yapacağımız düşüncesi beni durduruyordu. Aklımın bir tarafı durdursa da diğer tarafı adamdan hoşlanmaya başlamıştı bile. Ortak konular bulup sohbet edebiliyorduk. Konuşmalarında dikkat ettiğim kadarıyla kendinden genelde yalnız yaşayan biri olarak bahsediyordu, parmağında yüzük de yoktu. Çok büyük ihtimal evli değildi. “Benim evim”, “arabamı şuraya park edip eve yürürüm”, “yemeğimi şöyle yaparım” gibi birinci tekil konuşmalar da bunu destekliyordu sürekli.

Görüşmelerin sonuna gelindi ve bir akşam bahsettiğim adam, ben, bizim genel müdürümüz ve onların şirketinden bir kişi daha anlaşmayı tamamlamak için yemeğe çıktık. İş dışı ortamda, biraz da içince daha samimi ve yakın davranmaya başladı, ben yine hayallere devam ediyordum. Bir önceki akşamki yağmurdan bahsederken birden “Kızın camını açık bırakmışım, yağmur başlayınca hemen odasına koştum” dedi. Dan!!! İlk darbe! Çocuğu varmış, olsun dedim, herhalde boşandı, olabilir, normaldir. Ben bunları düşünürken ekledi: “Aldım annesinin yanına yatırdım.” İkinci ve ağır darbe. Çocuğun annesi de var! “Kayınvalidem de evdeydi, o da uyanmış.” dedi. Ben düşünmeye devam ediyorum, demek ki kayınvalideyle de arası iyi, büyük ve mutlu bir aile. 10 dakika içinde hayallerim suya düştü, düşmekle kalmadı resmen boğuldu. Umarım aklımdan geçenleri kimse yüzümden anlamamıştır.

Madem evlisin, niye yüzük takmazsın, niye “ben, ben” diye konuşup kendini tek kişi gibi lanse edersin. Haksız mıyım?