13 Nisan 2012 Cuma

Gün 14: İşsiz Kalanlara Küçük Tavsiyeler 1


Dün Dukan diyeti yapanlara tavsiyeleri yazdıktan sonra bugün de çalışmadan geçirdiğim son iki haftaya dayanarak benim gibi işsiz kalanlara küçük tavsiyeler yazmak istiyorum. Daha önce anlattığım gibi iki hafta önce çalıştığım şirketin kapanması üzerine işsiz kaldım, elimdeki bir miktar parayla 3-5 ay idare edebileceğimi düşündüğümden bir süre çalışmamayı, kendimi yenilemeyi, hayatıma yeni bir yön vermeyi planladım. Çalışmadan geçireceğim süre için bir takım kararlar aldım. Bu süreyi maddi bakımdan dikkatli geçirirken kendime yeni uğraşlar da bulmaya kararlıyım.

  1. Uzun zamandır hayatınızda yapmayı düşündüğünüz ama zamansızlıktan, isteksizlikten bir türlü başlayamadığınız değişikliği yapmanın tam zamanı. Bildiğiniz gibi benimkisi kilo vermek oldu. Hem de yılarca diyetisyenlere tonla para saydıktan sonra sadece bir kitapla zayıflıyorum. (Maalesef hep medyatik ve pahalı diyetisyenleri seçtim) Gün 7’de anlattığım gibi kitaba para dahi vermedim, o beni buldu. Bu değişiklik kilo vermenin dışında sigarayı bırakmak, spora başlamak, daha sağlıklı beslenmek gibi sizin ihtiyacınız olan herhangi bir şey olabilir.
  2. Öğrenmek isteyip de öğrenemediğiniz ya da biraz bilip de geliştirmek istediğiniz bir dil varsa yine tam zamanı. Kursa ayıracak bir bütçeniz olmasa da olur. İnternette bu konuda çok güzel siteler var. Benim bildiğim bir tanesi http://www.livemocha.com/ Örneğin yaza kadar kendinizi ifade edecek kadar İspanyolca öğrenseniz fena olmaz, değil mi?
  3. Kendinize ilgi alanınıza göre bir konu seçip kendinizi geliştirmek için de iyi bir dönem.
·         Örneğin İtalyan mutfağını çok iyi öğrenmek istiyorsunuz, internette bir dolu site ve blog var bu konuda, TV programları ya da yemek kitapları ve DVD’leri de yardımcı olabilir.
·         Fotoğraf çekmeye başlamak mı istiyorsunuz? Elinizde bir dijital makine varsa, fotoğraf çekip paylaşım sitelerinde paylaşarak, blogları okuyarak kendinizi geliştirebilirsiniz.
·         Modern sanat mı ilginizi çekiyor, birkaç kitap alıp, internetteki siteleri takip edip 2-3 ay içinde bu konuda konuşabilecek bir bilgi birikimine sahip olabilirsiniz.
·         Osmanlı Tarihi’ni tam olarak öğrenmek mi istiyorsunuz, yine kitaplar ve internet iyi bir kaynak.
  1. Uzun zamandır film izleyememekten yakınıyorsanız işte size bol bol zaman. Belli bir plan dâhilinde, belli bir akımın ya da yönetmenin filmlerini izleyip örneğin Yeni Dalga akımı konusunda ahkâm kesecek hale gelebilirsiniz.
  2. 20 TL’ye bir müze kart alıp İstanbul’daki birçok müzeyi ücretsiz gezebilirsiniz. 
  3. Kitap okumak için de bulunmaz bir dönem. Evde daha önce okumadığınız kitaplar mutlaka vardır. Yoksa da yine masrafa girmeden arkadaşlarınızdan ödünç alabilirsiniz. Kadıköy sahilde çok uygun fiyata kitaplar da var. 2. el kitap da hesaplı bir tercih.

Yazı tahminimden uzun sürdü, maddi konulardaki tavsiyelerimi yarına bırakıyorum. Benim anlatacaklarım bu kadar, okuyup aklına güzel fikirler gelenler lütfen yorum yazsın, paylaşalım.

12 Nisan 2012 Perşembe

Gün 13: Dukan Diyeti Yapacaklara Tavsiyeler


  1. Öncelikle Dukan Diyeti kitabını mutlaka alın, okuyun ve diyetin size göre olup olmadığına kendiniz karar verin.
  2. Kitaptaki tariflerin bir kısmı bizim damak tadımıza uygun değil. Aşağıdaki siteleri tarif için kullanabilirsiniz.
·         http://www.dukanella.com/

  1. Öğrenciyseniz okul programınızı, çalışıyorsanız iş şartlarınızı düşünerek diyete başlayın. Bazı yiyecekleri evde hazırlayıp taşımanız gerekecek.
  2. Yoğun protein alımından dolayı bu diyeti hayatınızda defalarca yapamayacağınızı bilin. Başladığınızda kesin kararlı olun ve sonuna kadar gidin.
  3. Mutlaka bol su için.
  4. Her gün mutlaka yarım saat yürüyüş yapın.
  5. Destek olarak multivitamin alın.
  6. Diyete başlamadan kolesterol ve trigliserid değerlerinizi ölçtürün. Yaklaşık 2 ay sonra tekrar ölçtürün ve farkı görün.
  7. Son olarak, ben protein sevmem, et, yumurta, süt tüketmem, bu diyet bana göre değil diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Ben de böyle demiştim, şimdi 13. gündeyim, çok rahat yapıyorum. 

11 Nisan 2012 Çarşamba

Gün 12: Bikini Olmaz Mayo Verelim


Diyette sebze yiyebileceğim günler yataktan daha mutlu kalkıyorum. Sebze günleri daha rahat geçiyor, ben de diyete karşı daha umutlu oluyorum. Kilo vermeye başladıkça hayal kurmaya da başladım. Zayıflayınca ne giyeceğime, nasıl görüneceğime dair çoğunlukla.

Bugün Nişantaşı’nda dolaşırken yeni bikini modellerine bakmak istedim. Hesaplarıma göre Temmuz olmasa da Ağustos’ta bikini giyebilirim. Kilolu insanlar da bikini giyiyorlar ve bir kısmına yakışıyor elbette ama ben kendime yakıştıramıyorum. Özellikle de kocaman göbeğim yüzünden.

Amacım bikinileri incelemek, hatta bir tane 38-40 beden almak, dolabıma koyup arada bakarak motive olmaktı. Mağazaya girip doğruca bikinilerin olduğu tarafa yürüdüm. Önce 38 bedenleri inceliyordum ki satış görevlisi yanıma gelip “Yardımcı olabilir miyim” diye sordu. “Şimdilik bakıyorum, beğenirsem yardım isterim”. dedim. “Yalnız buradakiler 38 beden, büyük bedenlerimiz şu tarafta” diye eliyle gösterdi. Ben daha bir şey diyemeden “Size mayo da güzel olur, isterseniz birlikte mayolara bakalım” dedi. Kendince kibar olmaya çalışıyor ama ben gittikçe sinirleniyordum. “Ben diyetteyim, zayıflayınca giymek için küçük beden bikini bakıyorum” desem iyice rezil olacağımdan teşekkür edip çıktım.

Mağazadan bikini alamayınca, hatta rahat rahat bakamayınca ben de girdim internete bikini modellerine baktım. Nasıl olsa internette karışan yok, bu kiloyla niye bikini modellerine bakıyorsun diyen yok. Rahat rahat baktım, inceledim. Beğendiklerimden bazılarını buraya da ekiyorum. Şimdi bu fotoğrafları basıp buzdolabımın üzerine yapıştıracağım!







10 Nisan 2012 Salı

Gün 11: Güzel Bir Kadın Kilo Alırsa


Mad Men, 60’ların Amerikan reklamcılık dünyası ekseninden ofis hayatı, ilişkiler, evlilikler, kadın- erkek eşitsizliği, siyahî hareket, homofobi gibi konuları işleyen benim de severek izlediğim bir dizi. 2007’de yayınlanmaya başlanan dizinin 5. sezonu geçtiğimiz günlerde başladı.


Dizinin başkarakteri Don Draper’ın güzeller güzeli eski karısı Betty Draper ilk iki bölümde görünmedi. Geçtiğimiz dört sezon boyunca hem güzelliği hem de 60’lar modasının en güzel örneklerinden seçtiği gardırobu ile en severek izlediğim oyunculardan biriydi. O yüzden merakla bekledim ne zaman görünecek diye. Nihayet 3. bölümde Betty göründü ve sanıyorum benim gibi diğer Mad Men seyircilerini de büyük bir şoka uğrattı. Kocaman vücuduyla elbisesinin içine sığmaya çalışıyor ancak fermuar bir türlü kapanmıyordu. Önce hamile olabileceğini düşündüm, Betty’yi canlandıran January Jones yakınlarda doğum yaptığı için dizinin senaryosuna da hamileliği eklemiş olabilirlerdi. Ancak Betty hamile değildi, aşırı derecede kilo almıştı. Özellikle de o güzelim yüzü tanınmayacak haldeydi, boynu neredeyse kaybolmuştu.
 
Bir an ekranda kendimi seyreder gibi oldum. Daha önce anlattığım gibi ben de 55 kilodan 78 kiloya çıkmıştım. İnsülin direnci yüzünden de en çok kilo göbeğim ve kollarımın üst kısmıyla birlikte yüzümde ve gıdımda fark ediliyordu. Kilo alıp da yüzü değişmeyen kadınlara hep imrenmişimdir. Benim yüzüm de Betty gibi tanınmayacak hale geldi ve en az 10 yaş ekledi bana.

Betty yeni görünüşünden memnun değildi elbette ama değiştirmek için bir adım atmaya da niyetli değildi. Davetlere gitmemek için bahaneler uyduruyor, sürekli evde kalıp TV seyredip atıştırıyor, yeni kocası ona sürekli sen hala güzelsin dese de özgüvenini tamamen yitirmiş görünüyordu.

Ne kadar tanıdık duygular bunlar. Ben de yıllardır davet edildiğim hiçbir sosyal ortama girmemeye çalışıyordum. Ancak çok yakınımın düğünü gibi gitmek zorunda olduğum yerlere gidiyordum. Kilo veremeyeceğime inandığım için de artık yememe içmeme hiç dikkat etmiyordum.


Böyle bir soruna değindiği için Mad Men’i bu yıl daha da severek izleyeceğim. Betty kilo verebilecek mi, şişman bir kadın olarak neler yaşayacak hep birlikte izleyip göreceğiz.


Not: İnternette bulduğum bilgiye göre January Jones'a makyajla kilo aldırılmış. 

9 Nisan 2012 Pazartesi

Gün 10: Hayat Çok Kısa


Sabah Meral Okay’ın vefat haberini alınca çok üzüldüm. Dizilerini, şarkı sözlerini ve ayrıca oyunculuğunu çok beğendiğim birisiydi. Daha birkaç gün önce eşiyle ilgili yazdıklarını okumuş, aşklarına, tutkularına hayran kalmış, bu kadar erken ayrılmak zorunda kaldıklarına üzülmüştüm.

Her ölüm haberinde, ölümlü olduğumuzu, hayatımızın bir gün sona ereceğini tekrar hatırlıyor ama ne kadar da çabuk unutup günlük koşuşturmacanın içine dalıyoruz. Aynı hataları yapıyor, değmeyecek şeyler için üzülüyor, zamanımızı boşa harcıyoruz.

Daha önce anlattığım gibi bu dönem hayatımı gözden geçirip ne yapmak istediğimi, beni nelerin mutlu ettiğini anlamak ve buna göre yaşamayı denemek istediğim bir dönem. Diyete başlamam da bunun bir parçası. Hayatımı, hatalarımı, bundan sonra yapmak istediklerimi düşünürken gelen bir vefat haberi insana hayatın ne kadar kısa olduğunu hatırlatıyor. Hayat ne için çok kısa? Benim için:

Her sabah sevmediğin bir işe gitmek için

Her gün trafikte saatler geçirmek için

Dönmeyeceğini bile bile giden sevgiliyi beklemek için

Her akşam 2 saat dizi izlemek için

Sürekli geçmişi düşünüp pişman olmak için

Sizi üzen, kıran, size değer vermeyen insanları sırtınızda taşımak için

Sevdiğiniz birisiyle küs kalmak için

Mutsuz bir evliliği, mutsuz bir ilişkiyi zorla sürdürmek için

HAYAT ÇOK KISA…

8 Nisan 2012 Pazar

Gün 9: Bir Şişmanın Hatırlamak İstemediği Anlar


Hatırlamak istemediğin anları niye yazıyorsun o zaman diyeceksiniz. Şu sebeple; bugün sabah biraz depresif kalktım. Diyette olmak insanı zaman zaman mutsuz ediyor, motivasyonumu kaybetmekten korkuyorum. Bu yazıyı, motivasyonumu kaybettiğimde açıp okuyayım, benim gibi hissedenlere de yardımı olsun diye yazıyorum.

Kilo, şişmanlık öyle konular ki çok kişisel olmasına rağmen hemen herkes bu konuda yüzünüze karşı rahatça yorum yapabiliyor. İncinir misiniz, alınır mısınız hiç düşünmeden sanki şişmanlık insanın isteyerek sahip olduğu bir problem gibi, sanki böyle olmaktan çok mutluyuz gibi davranıyorlar. İşte yaşadığım bazı örnekler:

  • Genel Müdürümüz beni bir rapor için odasına çağırmıştı. Masasının önündeki koltuğa oturup sehpaya koyduğum dizüstü bilgisayara bakarak sorularını yanıtlıyordum. Bir ara kafamı kaldırdığımda eğilmekten iyice kat kat olmuş göbeğime dalıp kaldığını fark etmem.
  • Yeni evlenen arkadaşımıza yemeğe gittiğimizde eşinin herkese servis yaptıktan sonra 7 kişilik masada sadece bana “Canım sana biraz daha vereyim mi?” demesi.
  • Geçen yıl yoğun çalışmaktan spor yapmaya zaman bulamadığım için bir arkadaşım power plate önermişti. Şirketin yakınlarındaki bir merkeze gidip bilgi almak istediğimde görevlinin dudaklarını bükerek “yalnız zayıflatmıyor” demesi. Ben “zayıflatıyor mu” diye sormamıştım bile.
  • Şirkette yeni başlayan iş arkadaşımız sürekli bana iltifat ediyor, kahve getiriyor, sohbet etmeye çalışıyordu. Benimle ilgilendiğini düşünürken aradan birkaç ay geçip samimiyetimizin ilerlediği bir gün yanaklarımı sıkıp, “ay ne tatlı, tombul tombul” demesi.  
  • Akrabalar, aile dostları, arkadaşlar, orada burada tesadüfen karşılaştığın yabancıların sen sanki hiç diyet yapmamışsın, nasıl yapılır bilmiyorsun gibi sürekli öğüt vermeleri: “Ekmeği kes, az az sık sık ye, spor yap biraz, su iç, vb.”

Gün 8: Hürrem Şişman mı?


Dün, Twitter’da #kadinsaltaktikler için “Diyette olduğunu erkeklere fark ettirmemek. Şişman diye damgalanırsın sonra.” diye yazmıştım. Aslında erkeklerin de suçu yok; moda endüstrisi, TV, diziler, dergiler  hep çok zayıf kadın imajını destekliyor. Böylece de normal olanlar çok zayıf kadınlarken biraz balıketli olmak sizi anormal yani şişman yapabiliyor. Bunları düşünürken geçen yıl babamla yaşadığımız bir konuşma geldi aklıma.

TV’de hiç dizi seyretmeyen babam “Muhteşem Yüzyıl” başlayınca tarihi dizi diye seyretmeye başladı. Dizi başladıktan birkaç hafta sonra annemle birlikte beni ziyarete İstanbul’a geldiler. Muhteşem Yüzyıl’ın olduğu akşam hep birlikte ekran karşısına geçtik. Dizi başladıktan biraz sonra babam bize dönüp şöyle dedi: “Bu Hürrem de baya şişmanmış” Dizideki diğer incecik kadınlar gibi değildi elbette ama şişman demek haksızlıktı. Biraz da bozularak “Babacım, sen Hürrem’e şişman diyorsan bana da aşırı obez falan diyorsundur herhalde” dedim. “Canım ne ilgisi var, sen televizyona mı çıkıyorsun” diyerek toparlamaya çalıştı ama ben pes etmedim. “Bu halde televizyona çıkmayacağımı mı söylemek istiyorsun, bir de TV 7 kilo ekliyor diyorlar, kim bilir nasıl görünürüm” dedim. “Kızım sen işinde beynini kullanıyorsun, zayıf olmana gerek yok, hem sen böyle de güzelsin” diyerek gönlümü almaya çalıştı. Bütün kızlar babalarına çok güzel gelir zaten. Bana ilginç gelen 60 yaşındaki babamın bile kafasında oluşan çok zayıf kadın imajıydı, birazcık fazlalığı olan kadın onun için şişmandı. Tabi ki televizyonda canım, yoksa kendi kızı için der mi hiç.