8 Nisan 2012 Pazar

Gün 8: Hürrem Şişman mı?


Dün, Twitter’da #kadinsaltaktikler için “Diyette olduğunu erkeklere fark ettirmemek. Şişman diye damgalanırsın sonra.” diye yazmıştım. Aslında erkeklerin de suçu yok; moda endüstrisi, TV, diziler, dergiler  hep çok zayıf kadın imajını destekliyor. Böylece de normal olanlar çok zayıf kadınlarken biraz balıketli olmak sizi anormal yani şişman yapabiliyor. Bunları düşünürken geçen yıl babamla yaşadığımız bir konuşma geldi aklıma.

TV’de hiç dizi seyretmeyen babam “Muhteşem Yüzyıl” başlayınca tarihi dizi diye seyretmeye başladı. Dizi başladıktan birkaç hafta sonra annemle birlikte beni ziyarete İstanbul’a geldiler. Muhteşem Yüzyıl’ın olduğu akşam hep birlikte ekran karşısına geçtik. Dizi başladıktan biraz sonra babam bize dönüp şöyle dedi: “Bu Hürrem de baya şişmanmış” Dizideki diğer incecik kadınlar gibi değildi elbette ama şişman demek haksızlıktı. Biraz da bozularak “Babacım, sen Hürrem’e şişman diyorsan bana da aşırı obez falan diyorsundur herhalde” dedim. “Canım ne ilgisi var, sen televizyona mı çıkıyorsun” diyerek toparlamaya çalıştı ama ben pes etmedim. “Bu halde televizyona çıkmayacağımı mı söylemek istiyorsun, bir de TV 7 kilo ekliyor diyorlar, kim bilir nasıl görünürüm” dedim. “Kızım sen işinde beynini kullanıyorsun, zayıf olmana gerek yok, hem sen böyle de güzelsin” diyerek gönlümü almaya çalıştı. Bütün kızlar babalarına çok güzel gelir zaten. Bana ilginç gelen 60 yaşındaki babamın bile kafasında oluşan çok zayıf kadın imajıydı, birazcık fazlalığı olan kadın onun için şişmandı. Tabi ki televizyonda canım, yoksa kendi kızı için der mi hiç.

6 Nisan 2012 Cuma

Gün 7: Hayat Tesadüflerden İbaret: Dukan Kitabı Geldi Beni Buldu


Hayattaki küçük rastlantılara, işaretlere önem veririm. Daha önce anlattığım gibi Dukan Diyeti’ne başlamam da böyle işaretler sayesinde oldu. Bu işaretlerden ilki Gün 1’de anlattığım lise aşkımla yıllar sonra karşılaşmam ve onun gözlerinden kendimi görüp ne kadar kilo aldığımı sanki ilk kez fark etmemdi. İkinci işaret ise bundan hemen yarım saat sonra gelmişti. Önce sorunu fark ettirip sonra çözümünü göndermişti biri sanki bana. Eski yöneticilerimizden birisiyle karşılaşmış, 42 beden hatırladığım G. Hanımı 36 beden görmüştüm. Dukan Diyeti’ni elbette ben de daha önce duymuştum ama her yıl moda olan ve işe yaramayan diyetlerden biri diye düşünmüştüm. İlk kez birisinin bu diyeti yaparak sonuç aldığını görmek çok çarpıcıydı. Bu karşılaşmayı da Gün 4’te anlatmıştım.

Bu iki işaret beni oldukça etkilemişti ama ben daha kitabı alıp inceleyemeden şirketin kapanacağını öğrenmiş sonra da olağanüstü yoğun bir iş temposuna girmiştik. Ben de Dukan’ı tamamen unutmuştum, ta ki o son işarete, son karşılaşmaya kadar.

İki hafta önce Cumartesi ve Pazar günleri de çalışmıştık. Pazar akşamüstü şirketten ayrılırken bir arkadaşım Nişantaşı’na gidip bir kahve içelim, kendimize gelelim deyince metroya atlayıp soluğu Nişantaşı’nda aldık. Zincir cafelerden birine girdik, arkadaşım kahve almak için sıraya girdi ben de boş bir masa bulmak için bakınmaya başladım. Gördüğüm tek boş masaya doğru ilerledim, montumu çıkarıp çantamla birlikte sandalyelerden birine koydum. Oturmak için diğer sandalyeyi çektiğimde küçük bir kitapçı poşeti gördüm. Masadan kalkanlar unutmuş olacaktı. Poşeti aldım, arkadaşım gelince götürür kasaya veririm diye düşünürken içindeki kitabı gördüm: Dukan Diyeti! Hemen kitabı çıkarıp incelemeye başladım. O sırada masaya birisinin yaklaştığını fark ettim, arkadaşım kahvelerle geldi diye düşünürken uzun boylu, bakır kızılı saçlı, yeşil gözlü çok güzel bir kadının bana gülümseyerek baktığını gördüm. Sonra aramızda şu konuşma geçti:
Defne: Çok özür dilerim, kitap sizin sanırım.
Kitabı unutan kadın: Hiç önemli değil, unuttuğumu fark edince geri döndük.
Defne: Ben de bu diyeti yapmayı düşünüyordum, masada görünce kitabı incelemeden duramadım. (Böyle yakalandığım için utanmıştım. Bu sırada kitabı poşete koymaya çalışıyordum. Arkadaşım da kahvelerle masaya dönmüş şaşkınlık içinde bize bakıyordu)
Kitabı unutan kadın: O zaman hemen başlayın diyete, hiç vakit kaybetmeyin.
Defne: Pek bana göre değil sanırım, proteinle aram yoktur.
Kitabı unutan kadın: Benim de iyi değildi ama 6 ay boyunca yaptım.
Defne: Siz bu diyetle mi zayıfladınız?
Kitabı unutan kadın: Tabi, 46 yaşıma 34 beden girdim. Toplam 28 kilo verdim.
Defne: Gerçekten mi?
Kitabı unutan kadın: Tabi, sen niye yapamayasın?
Defne: Bende insülin direnci var, bilmem yapmam doğru olur mu?
Kitabı unutan kadın: Bende de vardı, bu diyet onu da yenmeye yardımcı oldu. Bak ne yapalım, bu kitabı şimdi evine gideceğim arkadaşım için almıştım ama senin kısmetinmiş. Bu sende kalsın, ben yeni bir tane alırım. İyice oku ve hemen başla. Bana dua edeceksin.
Defne: Çok teşekkür ederim ama siz bunu alın, ben kendime bir tane alırım.
Kitabı unutan kadın: Bence almazsın, ertelersin. Bu kitabın seni bulması kesinlikle tesadüf değil.
Adının Semra olduğunu, özel hayatında yaşadığı sıkıntılar nedeniyle çok kilo aldığını, şimdi hayatının çok güzel olduğunu kısaca anlattı. O sırada kapıdan çok hoş orta yaşlı bir adam el salladı, “sevgilim bekliyor, geç kalmayalım” diyerek koşar adım yanımızdan ayrıldı. Arkadaşım bana dönüp “kimdi o?” diye sordu. “Sen de gördün” değil mi dedim, “yoksa yaşadıklarımın bir hayal olduğunu düşünecektim.” O akşam eve gidip kitabı okumaya başladım, o hafta bulduğum her fırsatta kitabı inceledim.
30 Mart’ta Dukan’a başladım, bir hafta bitti bile. 2,5 kilo eksiğim şimdi. 

5 Nisan 2012 Perşembe

Gün 6: İstiklal Caddesi’nden Kanyon’a Küçülen Popolar


Bugün yine İstanbul Film Festivali’nde bir film seyretmek için Beyoğlu’na gittim. Filmden çıktıktan sonra güneşli günün tadını çıkarmak için İstiklal Caddesi’nde biraz yürüdüm. Cadde yine çok kalabalıktı. Turistler, gençler, orta yaşlılar, festival izleyicileri, öğrenciler. Dukan diyetine başladığımdan beri yolda, AVM’de, cafelerde gördüğüm hemcinslerime bakıyorum, benden zayıf mı yoksa benden şişman mı diye. Bu kalabalık kitle içinde hiç de göze batacak bir kiloda değildim sanki, normal bile sayılırdım. Bir sürü kadın 40 beden üstüydü.

Akşamüstü bir arkadaşımla buluşmak için Kanyon’a gittiğimde ise birden kendimi bambaşka bir ortamda buldum. Sanki Gulliver gibi devler ülkesinden cüceler ülkesine gelmiştim. Hâlbuki metroyla sadece 4 durak uzaklıktaydı bu iki yer birbirine. Biraz önce, İstiklal Caddesi’nde normalken Kanyon’da kendimi dünyanın en şişman insanı hissediyordum. Kapıda 36 bedenden büyükler giremez mi yazıyordu acaba? Öyleyse ben nasıl içeri girmiştim? Daha önce de sık sık geldiğim bir yer olmasına karşın ilk defa kendimi bu kadar yalnız hissettim. Diyete ve zayıflamaya bu kadar odaklandığımdan olacak.

Akşam yemeğinde salataya tam anlamıyla saldırdım. 5 gündür ağzıma sebze koymadığımdan bu akşamki yemek bana ziyafet gibi geldi. Seyir ataktan çok daha kolay geçecek gibi duruyor.


4 Nisan 2012 Çarşamba

Gün 5: Kız Kardeşleri Kendilerinden Önce Evlenenler


Bugün atağımın son günü. “Oh, bunu da atlattık, yarın ne yesem” diye düşünüp mutlu bir gün geçirirken kredi kartı hesap özetim geldi. Gün 2’de şişmanların, dolayısıyla benim de neden çok alışveriş yaptığımızı anlatmıştım. http://defnenindukangunlugu.blogspot.com/2012/04/gun-2-sismanlar-neden-cok-alsveris.html Gelen hesap özetini tahmin edebilirsiniz. Bunun 3. taksiti, şunun 5. taksiti derken tam dolu bir sayfa elimde kalakalmışım. Çalışırken beni zorlasa da çok incelemeden ödediğim rakamlar şimdi içime oturuyor. Elimdeki sabit parayla daha aylarca bu taksitleri ödeyecek olmak çok sinir bozucu.

Hesap özetini satır satır incelerken en yüksek rakama takıldı gözüm. Bu kadar taksitle arabaya girsem 5 yılda öderdim herhalde. Henüz 9. taksitte ve daha ödenecek 3 taksit var.  Yazın, benden 4 yaş küçük kız kardeşim evlenirken aldığım elbisenin taksitleri bunlar. Normal abiye mağazalarında kendime uygun kıyafet bulamadığımdan Nişantaşı’nda bir İtalyan mağazasından almıştım. Aldığıma değseydi bari. Gelinliği içinde kuğu gibi süzülen kız kardeşimin yanında ablası gibi değil de dekolteyi fazla kaçırmış kayınvalide gibi çıkmışım fotoğraflarda. Toplu fotoğraf çekilirken fotoğrafçı, “yaklaşın, sığmıyorsunuz” dediğinde damat beyin “baldız sen sığmıyormuşsun, ehe ehe” deyişi vardı ki herkes dönüp bana bakmış, ben de yerin dibine girmiştim.

4 yaş küçük kız kardeşim benden önce evlenmiş, düğüne gelen akrabalar bana acıyarak bakmış, fotoğraflarda çok kötü çıkmış, damadın anlamsız esprilerine maruz kalmıştım. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, küçük bir servet ödediğim elbisenin taksitlerini ödemeye aylarca devam edeceğim.

Neyse, artık bunlar geçmişte kaldı. 5 gün atak bitti, ilk günler zorlansam da sonuna doğru alıştım sayılır. Ancak daha uzun da yapamazmışım. Sonuç: 2,3 kilo. Bence harika!

3 Nisan 2012 Salı

Gün 4: 42 Beden Bıraktığın Birisini 36 Beden Bulunca


Atak evresini 4. gününü Dukan’a biraz daha alışmış olarak ama hala zorlanarak geçirdim. İtiraf ediyorum karbonhidrat insanı gerçekten mutlu ediyormuş, yokluğunu çok hissediyorum. Ama ulaşacağım sonucu düşününce değer diyorum, yılmak yok.

Çeşit çeşit yöntemler ve diyetisyenler deneyip başarısız olunca, hatta verdiğim kilolaları fazlasıyla geri alınca hayatıma şişman ama mutsuz olarak devam edeceğim gerçeğine kendimi alıştırmaya çalışıyordum. Sonra bazı üst üste bazı rastlantılar oldu, sanki birileri bana zayıflamam hatta özellikle Dukan’la zayıflamam için işaretler gönderiyordu. Gün 1’de ilk işareti anlatmıştım. Lise aşkımla karşılaşmam. http://defnenindukangunlugu.blogspot.com/2012/03/gun-1-basarsz-bir-krep-denemesi-ve-eski.html Bu karşılaşmadan yarım saat sonra ikinci işaret geldi. 2,5 yıldır çalıştığım ve geçen hafta kapanan şirkette G. Hanım da Genel Müdür Yardımcısı olarak çalışıyordu ve 1 yıl kadar önce ayrılıp başka bir şirkete geçmişti. Kanyon’da öğle yemeği sonrası hesabı ödeyip kalkmıştık ki G. Hanım’la karşılaştık. Gözlerimize inanamadık. 42 beden G. Hanım gitmiş, yerine 36 beden ve en az 10 yaş genç birisi gelmişti sanki. Benden 7-8 yaş büyük olmasına karşın benden daha genç gösteriyordu. Kısa sohbetin ardından ayrılacakken beni yavaşça kolumdan tuttu, sen kal diye işaret etti. Sonra bana Dukan diyetiyle zayıfladığını, bu diyetin bir mucize olduğunu, kesinlikle denemem gerektiğini söyledi. “O diyeti biliyorum, ben yapamam, protein ağırlıklı, bana hiç uygun değil desem de” mutlaka kitabı alıp okumamı, okuyunca aklıma yatacağını söyledikten sonra ayrıldık. Bu da benim Dukan’a başlamaya karar vermemde 2. işaret oldu. 3. ve sonuncuyu da daha sonra anlatırım. 

2 Nisan 2012 Pazartesi

Gün 3: Yıllar sonra Film Festivali


Atakta 3 gün, ayrıca yıllardır tatiller hariç erken kalkıp çalışmak zorunda olmadığım ilk gün. 3 gündür ilk defa bu sabah http://dukandiyetim.blogspot.com/2012/03/lorlu-pancake.html tarifi sayesinde masadan karnım doyarak ve mutlu kalktım.

Gün 0’da anlatmıştım, aniden işimi kaybettim. Elimdeki bir miktar parayla bir süre idare edebileceğimi düşündüğümden bir süre baharın ve hayatın tadını çıkarmaya, kendimi dinleyip tazelenmeye kararlıyım. Dukan’a başlamam zaten bir ilk adımdı benim için. Şimdi sıra, yıllardır yoğun çalışmaktan yapamadığım şeyleri yapmakta. Sabah kalkıp güneşi görünce “iyi ki baharda işsiz kalmışım” diye sevindim. Benim gibi yeni işsiz kalan bir arkadaşımla Beyoğlu’nda buluşup Film Festivali’ne gitmeye karar verdik. En son öğrenciyken gitmiştim sanırım.

Yıllardır plazalardaki havasız ofislerde çalışıp yıllık 2 haftalık tatillerimizi de genelde İstanbul dışında geçirdiğimizden Beyoğlu’nun hafta içi kalabalığı bizi çok şaşırttı. İkimizin de ilk tespiti “bu kadar insan hafta içi sokaklarda ne arıyor?” oldu. Kahve içmek için girdiğimiz cafede sıra bekledik, nasıl olsa bilet buluruz diye gittiğimiz Atlas Sineması’nda 13:30 seansına zar zor yer bulup ayrı oturmak zorunda kaldık.

İnsan çalışırken herkesin kendisi gibi olduğunu varsayıyor. Herkes sabahın köründe kalkıyor, servise ya da arabasına binip işine gidiyor, bütün gün camı bile açılmayan ofiste bilgisayar başında çalışıyor, öğle yemeğini yine bilgisayar başında yiyip akşamın geç vakti eve dönüyor, bir şeyler atıştırıp dizi izlerken de uyuyakalıyor. Ertesi gün yine aynı kısır döngü. Bizim, ofiste çalışıyor sandığımız insanları sokakta görmek bizi bu yüzden çok şaşırttı.

Bugün, bahsettiğim kısır döngüden çıkmış iki şanslı olarak Film Festivali’nde iki güzel film seyrettik. İlki ünlü Rus besteci Çaykovski’nin eziyetli hayatını anlatan 1970 yapımı Yalnız Kalplerdi (The Music Lovers) http://www.imdb.com/title/tt0066109/. Hem çok güzel bir film hem de klasik müzik sevenler için bir Çaykovski ziyafetiydi. İkinci filmi Fitaş’ta seyrettik, 2011 Polonya-Almanya ortak yapımı Karanlıkta Kalanlar (In Darkness) http://www.imdb.com/title/tt1417075/. 2. Dünya Savaşı’nda Nazi işgali altındaki Polonya’da yaşanan gerçek bir hikâyeye dayanan bu film de çok etkileyiciydi.

Baharda aylak aylak gezip film seyretmek ne güzelmiş. 3. gün de böyle bitti işte, darısı kalan 2 atak günümün başına. 

1 Nisan 2012 Pazar

Gün 2: Şişmanlar Neden Çok Alışveriş Yaparlar?


Atak evresinin 2. gününde yine aç ve mutsuz olarak attım kendimi sokağa. Biraz yürüyüş yapmak niyetiyle bir arkadaşımla buluştum ama lodosu hesaba katmamışız. Lodos varken açık havada kalmak migrene sahip olan şansızlar için kâbustur, benim için de öyle. Böylece yürüyüş yapamadan kahve içip evlerimize dağıldık.

Eve döndüğümde yemek düşünmemek için kendime bir uğraş ararken giysi dolaplarımı toplamaya karar verdim. İşe giydiğim takımlar, hafta sonu kıyafetleri, kotlar, kazaklar bir dolu kıyafet üstüme üstüme geldi sanki. Bir an cinnet geçirip hepsini birden atacağımdan korktum. Dolaplar dolusu, çoğunu giymediğim, aylarca kredi kartı taksiti ödediğim bu yığın o kadar anlamsız gözüktü ki gözüme. Artık bir işim de olmadığı için bir kısmını bir süre giyemeyecektim zaten. Çalışıp kazanırken sorun değil de şimdi bu birbirinin aynı siyah eteklere, pantolonlara, hırkalara, ceketlere verdiğim paralara çok acıyorum.

Her kadın gibi ben de stresten kurtulmak için alışveriş yaparım ama benim ve benim gibi şişman arkadaşlarımın başka bir sebebimiz daha var. Şirkette uluslar arası bir toplantı, şirket yemeği, seyahat, nişan, düğün, doğum günü, kokteyl, kutlama gibi her etkinlik öncesi yeni bir kıyafet almak için düşerim AVM yollarına. Evdeki hiçbir kıyafet içinde kendimi iyi hissetmiyorumdur çünkü. Sanki yeni bir kıyafet alırsam daha iyi görüneceğime, hadi açık açık yazayım daha ince görünebileceğim ihtimaline safça inanırım. Bu uğurda da gidip evdekinin aynı başka bir siyah kıyafetle eve mutlu bir şekilde dönerim. Bu kısır döngü her etkinlikte aynı şekilde devam eder. Hep bir umutla bizi daha ince, daha güzel gösterecek bir kıyafetin peşinde hem zaman hem de para harcarız boşuna.